Sunday, September 26, 2010

Kılıçdaroğlu yolcu, Sezen, Pamuk, Gencebay hancı...

Referandumda hangi sanatçının “evet”, hangisinin “hayır” diyeceği konusunun magazin haberi olmaktan çok daha fazla anlam taşıdığı bir gerçek. Nitekim, önce Süheyl Batum Sezen Aksu’ya “Sazan” dedi. Batum’a yakışan bir üsluptu doğrusu. Şöyle söyleyeyim: CHP değişim için liderlerine bir kaset komplosu yapılmasını beklemek yerine “liderimizi halk seçsin” diye karar alıp seçmenine gitse, o seçime Sezen Aksu veya Orhan Gencebay girse, Kılıçdaroğlu da, Batum da nal toplar.

Öyle bir saygınlığa ve hak ettikleri bir halk sevgisine sahiptir her iki sanatçı da. Pamuk için ise, daha iyisini kuramayacağım için Çetin Altan’ın o harika cümlesiyle cevap vereyim: “Bayrakların direklerini ne kadar yükseltirseniz yükseltin, bayraklar o ülkeden ilk kez Nobel ödülü almış bir yazar kadar görünemiyor dünyadan...”

Ama haklarını yemeyelim, AK Parti de boş durmadı. Habertürk’e “hayır” oyu vereceğini açıklayan sanatçıları –Adnan Şenses başta olmak üzere- Hüseyin Çelik teker teker arıyor, duyduklarının doğru olup olmadığını soruyordu. Çelik tarafından aranan sanatçılar da verdikleri cevabı reddediyordu. Altaylı, yapılan görüşmelerin ses kaydını açıklıyor, sanatçıların yalan söylediklerini kanıtlamaya çalışıyor, arada kalan sanatçılar da sessizliğe bürünüyorlardı.

Bir sanatçıyı bir bakan niye arar anlayabilmiş değilim. Başka işiniz yok mu? Böyle bir yöntemin aslında bir baskı aracı olduğunu bilmeyecek kadar bilgisiz misiniz? Hem bunun halk üzerinde nasıl bir antipati yarattığını hesaplayamıyor musunuz? Ne yani, sanatçılar “evet” dediklerinde öveceğiniz, “hayır” dediğinde telefonla uyaracağınız, bazen de Tarkan gibi ‘haddini’ aştığında azarlayacağınız kapıkullarınız mı?

Ama devam etti bu pespayelik. Ortama ayak uydurduğu görülen CHP lideri de Habertürk’ten Kutlu Esendemir’e evlere şenlik bir röportaj vermiş. Açıkçası, Kılıçdaroğlu’nun CHP adlı köhne geminin dümenini vesayet sularından, zamanla –ve mecburen- reel siyaset rotasına kırabileceğine şans tanıyanlardanım, bunu yazdım da. Ancak bu röportaj tamamen bu üç sanatçının linç edilmesine yönelik planlanmış ve bu işte Kılıçdaroğlu başrolde yer almış. Bu da kendisi için hiç hayra alamet değil.

Gelelim Kılıçdaroğlu’nun verdiği röportajın deşifresine...

Öncellikle röportaj ilk sayfada “Sezen Aksu farkında mı?” başlığıyla anons edilse de, paket içindeki tuzakların farkında olup olmadıklarına dair bu soru aslında Sezen’e değil, Orhan Pamuk ve Orhan Gencebay’a yönelik. Kılıçdaroğlu’ya göre, Pamuk ve Gencebay paketin içerdiği tuzakların farkında değildir, yoksa bu pakete “evet” demek baskıya “evet” demektir. Baskıya “evet” diyen sanatçı da sanatçı değildir.

Bu ifadeler yeteri kadar katır kutur ama Sezen Aksu’ya ‘ayrı bir ihtimam’ gösterildiği hemen dikkati çekiyor. Esendemir, “geçmişte Evren’le görüşen, Çiller’i öven Sezen’in bugün darbe karşıtı olması bir çelişki değil mi” diye soruyor safça. Yani Esendemir de paketin DARBE KARŞITI olduğunu bir lapsusla kabul ediyor:)

Kılıçdaroğlu’ya göreyse Pamuk ve Gencebay’dan farklı olarak Sezen zaten kendi içinde tutarlı davranmaktadır. Sayfaya özenle yerleştirilen Sezen’in 23 Ağustos 1995’te verdiği konserin resmi ve altındaki Çiller için sarf ettiği “Bir kadın başbakanımız var, bundan gurur duyuyorum” sözleri ve 1989’da Cumhurbaşkanı Evren’in resepsiyonuna katıldığı bilgisi, linç işinin epey ciddiye alındığını gösteriyor. “Çelişki değil, tutarlılık var” diye devam ediyor Kılıçdaroğlu. Ona göre dün Evren’le görüşen, Çiller’i öven bir kişi, bugün Evren’i en azından tarih önünde mahkûm edecek, darbe anayasasını çöplüğe atacak bir pakete “evet” diyorsa, yine Evren’le yan yana düşmüş, güya ‘tutarlı’ davranmış oluyor.

Açıkçası Aksu’yu konformistlikle, iktidar yanlısı ve menfaatperest olmakla suçluyor Kılıçdaroğlu.

Sezen Aksu savunulmaya ihtiyacı olan bir kişi değil. Ancak onunla bir anımı anlatmak isterim.

2003 yılında Sezen Aksu ile benim de üyesi olduğum Surp Vartanants Ermeni Kilisesi Korosu, Musevi, Rum ve Diyarbakır Belediyesi Çocuk Koroları Belçika’yı da kapsayan bir konser dizisi gerçekleştirmiştik. Adı “Türkiye Şarkıları” idi. Sezen ile sahnede olmak enfes bir deneyimdi. Efes Antik Tiyatrosu’ndaki konser “Yerevan” şarkısı ile bizim koro tarafından açılıyordu.

Tarihi ise 30 ağustostu.

Konser ulusalcıları çok kızdırdı tabii. Ama en büyük tepki bugün Ergenekon’dan yargılanan dönemin Ege Ordu Komutanı Hurşit Tolon’dan geldi: “Böyle bir konser için bugünü mü buldular. Türkiye mozaiği adı altında anlamsız bir konser verilmesini şüpheyle karşılıyorum. Garip karşılıyorum.”

Sezen tınmadı bile. “Bu birliktelik de, bu konser de ‘özel’ değil. Bu bizim kendi gerçeğimiz, bu toprakların kendi gerçeği, doğal birlikteliğidir” diye verdi ağzının payını. O günlerde benim Agos’ta yazdığım dışında Sezen’i savunan bir yazıya rastlamamıştım Allah için...

Ha, bir de Efes’te binlerce seyirci destek için “Sezen Başbakan” diye bağırmıştı. Halk yani...

Kılıçdaroğlu’ya samimi bir tavsiye; hemen bu ayıbı temizlesin ve üç sanatçıdan da özür dilesin. Böyle bir linç mantığı üzerine uzun soluklu bir siyaset kurulmaz çünkü. İster CHP’li, ister AK Parti’li olsun, böyle bir lümpenliğe sapmanın kimseye faydası yok. Aklınızda olsun, sizler bu ülkede yolcusunuz, Sezenler, Pamuklar, Gencebaylar ise hancı.

Taraf, 06.09.2010

No comments:

Followers