Sunday, September 26, 2010

Leibniz'in Kürt sorununa bakışı

“Herkes kaybettiğini yerine koymak istedikçe daha çok kaybediyor” dedi yaşlı ve bilge adam. “Birilerinin bundan vazgeçmesi gerekiyor.”

Ama kim?

Kim “intikam hakkını” elinin tersiyle itip “öldürme hakkından” vazgeçecek?

***

Öyle görünüyor ki daha uzun bir süre Türkler ve Kürtler birbirlerini öldürmeye devam edecekler. Çünkü barışın iradesi terazide öldürme iradesini dengelemiş, onu sündürmüş değil. İki halkın adına konuşan ve eyleyen eli silahlı muktedirleri de vasatlık, şiddet ve bunların absürdlüklerinde birbirleriyle yarışıyorlar.

***


– Beni öldürecek misin?


– Evet.


– Ama para bende değil.


– Doğru, ama kocanla bir anlaşma yaptık. Seninkini değil kendi hayatını seçti.


– Ama bu gerekli değil. Beni öldürmenin hiçbir anlamı yok.


– Herkes bana neyin gerekli olup olmadığını söylüyor! Yazı tura atacağım, kazanırsan hayatta kalırsın, söyle.


– Hayır söylemeyeceğim. Buna ortak olmayacağım. Bu saçmalık!


– Nasıl olur! Nasıl söylemezsin?

***

“Nasıl anlatırız” diyor BDP’li vekil televizyonda. “Kırk-elli bin ölü var ortada. Tek taraflı silah bırak dersek, halkımıza biz bunu nasıl anlatırız? Halkımız ‘bunca yıl bu çocuklar neden öldü’ diye hesap sormaz mı?”

Ying ve Yang’ın tersten, ya da şerden okunuşu gibi, Türkler ve Kürtler, yani “böyle Türkler ve böyle Kürtler”, öylesine uyumla tamamlıyorlar ki birbirlerini. Ölmek isteyene öldürmek, öldürmek isteyene ölmek isteyenler bulabilirsiniz sonsuza değin. Saçma ve akıldışı olmasının hiçbir ehemmiyeti yok. Ne kadar absürd ve gereksiz olursa olsun. Şu kadın gibi, “Hayatım pahasına bu absürdlüğe alet olmayacağım” diyenler çıkmadıkça, ya da terazide daha ağır basmadıkça...

***

Üç kare fotoğraf var. İlkinde Batman Beşiri’de 2005 yılında yakalanan PKK’li Abbas Emani’yi, “güvenlik güçlerinin” arasından bize doğru yürürken görüyoruz. Açık bir alan, her şey o kadar sakin ki! İkinci karede o grubu halay çekerken, veya çimenlere oturmuş sohbet ederken görürseniz hiç şaşırmazsınız. Arkadaş gibi yan yana yürüyorlar. Sanki bir tarlaya fiyat biçmeye gitmişler de, oradan dönüyorlar. Arabaya binip uzaklaşacaklar, evlerine varıp çocuklarını kucaklarında hoplatacaklar...

İkinci kare geliyor sonra. Yeşil tişörtü, fiyakalı bıyığı, kamuflaj pantolonuyla, Beyaz Toros’un altına girmiş bir cesede dönüşmüş aynı genç. Ölmüş. Öldürülmüş. Demin sakin sakin aralarında yürüdüğü o adamlar öldürmüş onu.

Sonra üçüncü kare. Aynı genç, çatışma bölgesine götürülmüş, yere yatırılmış. Yerdeki iki cesedi tamamlayıp, üçüncü olmuş. Çatışmada ölmüş rolü yapacak. Bir ölüye rol yaptırmak da bizim coğrafyanın hüneri olsa gerek.

***

Leibniz miydi onu diyen, hani “Evrende her şeyin boyutu aynı anda iki katına çıksa, kimse değişikliği farketmez” diyen. Korkarım, ya da niye korkayım canım, dünün ölme ve öldürme nedenleri aynı anda ortadan kalksa, hiçbir şeyin farkında olmayacağız biz, ölmeye de öldürmeye de devam edeceğiz.

Ya da NASA bir açıklama yapsa ve dese ki, gezegenimize doğru son sürat devasa büyüklükte bir gök cismi yaklaşıyor, dünyanın üç gün süresi kaldı. Emin olun dünyanın geri kalanı sevişirken, PKK karakol basmaya, şehirlerde servis minibüsü bombalamaya, güvenlik güçleri de aynı kararlılıkla PKK’lıları “etkisiz hale getirmeye” devam edecek. Son âna kadar.

Bu böyle bir absürdlük çünkü. Böyle bir akıl kaymışlığı...

Hani İkinci Dünya Savaşı’nın bittiğini bilmeyen Pasifik’teki küçük birlikler bir süre daha savaşmaya devam etmişler ya. Bizimki de o hesap olacak. Ama başka hikâyeler de vardı Büyük Savaş’a dair. Yanılmıyorsam, Belçika’da bir bölgede, Almanlar ve Müttefikler arasında uzun süre sıfıra yakın kayıp yaşanmıştı. Çünkü iki tarafın askerleri de birbirlerini vurmuyor, hatta gündüz yiyecek ve ilaç yardımı yapıyorlarmış birbirlerine. Bölgedeki kilitlenmeyi fark eden üstler müfettiş gönderip durumu anladıktan sonra gerekli tedbirler alınmış, oradaki barışsever birlikler yerine, savaşan askerler gönderilmiş. Böylelikle “Yaşa-Yaşat” taktiğinde yapılan anlaşma bozulmuş, savaş yeniden başlamış.

Elli milyon insanın öldüğü bu savaşta yaşanan bu olay ne kadar romantikse, savaşmak da bir o kadar absürd değil mi?

***


– Artık köle değilsin.


– Kölelik mi?


– Evet, özgürsün artık.


– Siz nasıl münasip görürseniz soylu efendim.

***

Nedensiz yere öldüren tek canlı türü şu insan. Ama öldürmeyi reddetme iradesine sahip olan da tek canlı türü. O ilk günden beri, bu iki halk arasındaki mücadele sürüp gidiyor. Bakalım nasıl bitecek sonu.

Taraf, 15.07.2010

No comments:

Followers