Sunday, September 26, 2010

Samimiyet eylemde belli olur

Çok güvendiğim bir teorim var: Açık veya postmodern darbelerle müdahale edilmedikçe, siyaset güçlenecek, bürokratik oligarşi tahtından inecek ve halkın tercihleri siyasi rekabetin belirleyicisi olacak.

Su mecrasını bulacak, ülke normalleşecek, korkular değil, günün ihtiyaçları ve sorunları öncelikli olacak.

2003 yılında hazırlanan ve 12 Eylül’ü örnek alan bir darbe planını Taraf ortaya çıkarmıştı. 10. Ağır Ceza Mahkemesi Balyoz adı verilen ve AKP’yi yıkmayı amaçlayan darbe planı ile ilgili iddianameyi kabul etti ve ardından 25’i general veya amiral 102 subay için tutuklama kararı çıkarttı. Adı geçen kişilerin suçlu olup olmadıkları yargılama sonucu ortaya çıkacak. Mahkemenin beş ay sonraya gün vermesi, bu arada bu insanların tutuklu kalarak mağdur olmaları da büyük bir haksızlık. “Darbeci olunca sesiniz çıkıyor” demeye de hakkımız yok, sui misal olmaz. Masumiyet karinesi gereği bu büyük haksızlık mutlaka düzeltilmeli.

Ancak, kişilerden ve yargının içler acısı durumundan bağımsız olarak, Türkiye’de ilk defa darbeler ve darbeciler yargılanıyor. Anayasa paketi yasalaşırsa, Genelkurmay ve Meclis başkanları da yargılanabilecek, yani hukuk, rütbe, prestij tanımayıp, herkesi kapsayacak...

Bakın o zaman aynı lakaytlıkla darbe yapmayı planlayabilip, teşebbüs edebilecekler mi bu en büyük suçu işlemeye?

Ya da kol kırılır yen içinde kalır deyip, suçluları kurumun kalkanları ardında korumaya?

Nitekim darbelerin önü alınınca, AKP’yi devirmeye ant içmiş kesimler ve Meclis’teki temsilcileri de çaresiz siyaset yapmaya başladılar. Yazının ilk cümlesinden muradımı biraz daha açayım o zaman. 1) İktidarı istemek meşrudur. 2) İstenen şeyi verecek olan ise iktidarın gerçek sahibini tescil eder. 3) Bu sahip, artık ordu veya yargı vesayeti olmaktan çıkmıştır.

Partiler meşreplerince siyaset yapıyor ve iktidarın halktan alınacak bir şey olduğunun da altını çizmiş oluyorlar böylelikle.

İktidarı artık asker veya bürokrasi dağıtmıyor. Nasıl büyük bir değişim yaşadığımızın farkında mısınız? 27 Nisan muhtırasını “altına imza atarız” diye alkışlayan CHP, bugün “neden muhtırayı yazan Büyükanıt’ı yargılamıyorsun”, ya da “darbelere bahane yapılan 35. Madde’yi neden kaldırmıyorsun” diye sorabiliyor.

Evet, CHP ile bu demokratik teklifler yan yana oksimoron gibi duruyor ama, bu partinin samimiyetini sorgulamak, AKP’nin gizli bir gündemi olduğunu, Anayasa paketini de art niyetlice hazırladığını iddia edenlerle ve Erdoğan’ın ağlamasına timsah gözyaşı diyenlerle aynı sınıfa sokmaz mı bizi?

Burada önemli olan, darbelerden umut kesilince, siyasetin önünün nasıl açıldığı gerçeğidir. Paketin demokratik vurgusu karşısında “Hayır”larının kofluğunun altında ezilen CHP, AKP’yi sollamak için 35. Madde’yi değiştirelim çıkışını yapmış, Erdoğan’dan da olumlu cevap almıştır. Şimdi hangi parti “samimiyse”, bu değişikliğin dinamosu o olacak, halkın teveccühü de 2011 seçimlerinde o partinin olacaktır.

Bakınız, Apo dahi boykot kararını güncelledi. Her ne kadar gerekçesini evet ve hayırların başa baş olduğu, Kürtlerin bu anahtar rolü iyi değerlendirmesi gerektiği üzerine kursa da, boykot kararından bir çark değil midir bu? Yok, bunu da ayıplayacak değiliz. Çakılı pozisyonlarda ancak budalalar durur. Görünen o ki “hayır”ın dayanılmaz ağırlığı, hayır cephesine siyaseti hatırlatmış.

Hem kime ve nasıl anlatacaksınız ki bunu? Kim dinler sizi? Siz Genelkurmay ve Meclis başkanını yargılamayı, darbecilere sivil mahkemelerde hesap sormayı, sivilleri askerî mahkemelerden azat etmeyi, YAŞ engizisyonlarında kellesi uçacaklara itiraz etme hakkının verilmesini, HSYK kastının kırılmasını, Anayasa Mahkemesi’nin halka açılmasını rüyanızda mı gördünüz?

Nasıl açıklayacaksınız “hayır”ınızı?

Ne düğünde oynuyor, ne cenazede ağlıyorsunuz demeyecek mi bu halk size?

***

Her halükârda, darbelenmediğimiz müddetçe sorun yok. Her sorunumuzu siyasetle, yani kendimiz, kendi bildiğimizce çözecek ve gittikçe sakinleşeceğiz. Siyasetteki tıkanıklığın, yeni siyasi hareketlerin önünü açacak ve CHP, BDP ve MHP’yi gerçek partiler yapacak olan da budur.

Samimiyet ise eylemde belli olur.

Taraf, 26.07.2010

No comments:

Followers