Sunday, September 26, 2010

Suikast rejiminin pili bitti

İnegöl ve Dörtyol provokasyonlarından sonra teyakkuza geçen Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bütün birimlerine gönderdiği “çok gizli” uyarı yazısının mürekkebi henüz kurumamıştı.

Dün sabah itibarıyla Osman Baydemir’in “Özerklik ve Kürt bayrağı” konuşmasını yaptığı Tunceli Belediyesi’nin 3. katında 250 gram ağırlığında C4 ve A4 tipi plastik patlayıcı bulundu. Baydemir’in ziyaretine ayarlanmış düzeneğin pilin bitmesi sonucu patlamadığı anlaşıldı.

İlk paragrafa dönelim ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün uyarısını özetleyelim: “Provokatörler nüfus açısından çeşitlilik arz eden yerlerde ‘etnik provokasyon’ planlamaktadır. Türkiye’nin kritik bölgelerinde karşıt görüşlü grupların tahrik edilmesiyle olayların tırmanması hedeflemekte, millî hassasiyetin yüksek olduğu şehit cenazeleri ile konferans ve toplantılara azami dikkat edilmesi gerekmektedir. Olayların tırmandırılması amacıyla ‘süfli ve sabıkalı’ kişiler seçilecektir. Sağ çizgideki grupların Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) karşı provokatif bir eylem gerçekleştirilmesi beklenmektedir. MHP, BBP, Ülkü Ocakları ile Alperen Ocakları da olası hedefler arasındadır. Ayrıca devlet büyüklerine karşı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a yapılan yumruklu saldırıların benzeri eylemler planlanmaktadır.”

Darbecilerin 12 Eylül öncesindeki gibi etkin olabildiği bir dönemde yaşıyor olsaydık, belki de Türkiye şu son dönemde bir ölüm vadisine dönmüş olabilirdi. Buna hiç kuşku yok. Ayşe Hür’ün son yazısı ülkenin 12 Eylül’e nasıl pervasız ve vicdansızca mahkûm edildiğini, Maraş, Çorum, Sivas olaylarının aleniliğini, Evren’in nasıl Demirel’in yardım talebini ‘gücümüz yok’ diyerek reddettiğin, cuntacıların münasip zamanı –yani yeterli insan kaybının yarattığı tahrikin optimal noktasını- nasıl beklediklerini ortaya seriyordu.

Osman Baydemir’i öldüreceklerdi.

Kürt sorunu konusunda Ahmet Türk gibi, en akıllıca sözleri sarf eden bir barış adamını katledeceklerdi. Kendisi hakkında sayısız suikast ihbarı ve girişimi olduğunu biliyoruz. Ancak bölgede çok sevilen böyle bir siyasi kişiliğin katledilmesi, herhalde altından zor kalkacağımız bir bunalımın içine atabilirdi bizi…

Sevgili dostum Orhan Miroğlu’nun Maymuniyê’de mukim sevgili yeğenleri Salih, Sadi, Almanya’dan konuk Sıdık Özdemir ve Batman Barosu Eski Başkanı Sedat Özerin’in katledilmesi tesadüfî olabilir miydi? Bu köyün kime ait olduğu bilinmiyor muydu?

Evet, bu üzücü ölümler ve planlanan yenileri Türkiye’nin iç barışını bozmaya yöneliktir. Müsebbibi kim olursa olsun, lanet olsun onlara! Lakin müsebbipler bilmeliler ki, asla muvaffak olamayacaklar. Bunu hamaset yapmak için söylemiyorum, kuru sıkı atmıyorum.

1980’lerin karanlık Türkiyesi’nde yaşamıyoruz artık. Bu hain planlar bir bir deşifre ediliyor. Bu şeffaflık YAŞ’ı bile derinden etkiliyor. PKK de bundan münezzeh değil.

Çukurca’da TSK’nın yerleştirdiği mayınla ölen şehitlerin aileleri Genelkurmay’ın önüne dayandılar geçen gün.

Bu Türkiye’de bir ilk! “Emanete hıyanet ettiniz” diye haykırdı bu acılı insanlar. Merkez medya, tıpkı Dörtyol’daki provokasyonun Jitem ayağını sansürlediği gibi, bu haberi de görmedi.

Ama halk görüyor. Bu oyunu okuyor. Hesap soruyor. Gün geçtikçe daha gür sesle soracak. İki tarafta da böyle bir kırılma yaşanacak. Cilalar dökülüyor. Kan dökenlerin meşruiyeti, kim olursa olsunlar kalmamıştır artık bu ülkede.

***

Aslında bugün Osman Baydemir’in özerk yönetimi savunan çıkışı ve kendisine gelen kabul edilemez tepkiler ve kabul edilemez “destekler” üzerine yazacaktım.

Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür! Beyaz Türkler kendi şatolarında Kürtlerle ayrılmayı tartışacak ve alkışlanacak, ama bir Kürt siyasetçinin çok daha kabul edilebilir olan bir önerisi, “organları yer değiştirmiş” düzeyinde karşılık bulacak.

Burada yırtınıyoruz, PKK şiddeti artık yöntem olarak terk etsin, siyasetin önü açıldı, siyaset yapsınlar, hak ihlallerini de etkili sivil itaatsizlik yöntemleriyle deşifre etsinler diye. Ama siyaset yaptıklarında da onları linç etmeye kalkıyoruz. PKK’nin bütün çıkış yollarını kapatıyor, örgütü serseri bir kurşun haline getiriyoruz.

Ama bir de kabul edilemez “destekler” var. Hürriyet’ten Özkök ve Cumhuriyet’ten Orhan Bursalı’nın verdiği gibi… Özkök ve Bursalı, Baydemir’i neredeyse omuzlarına alacaklar. Bu sevinçleri neden kaynaklanıyor acaba? Kürt sorununun konuşulabilir tüm yönleriyle çözüm masasına yatırılması olasılığından mı, yoksa özellikle referandum öncesi bu nazik konjonktürde “bölünme, federasyon ve özerklik” kelimesini kitlelerin bilinçaltlarına mayın gibi yerleştirme imkânının hâsıl olmasından mı?

AK Parti’li, CHP’li, MHP’li, BDP’li veya her kim olursak olalım. Vicdan ve akıl, bu oyunu bozmaktan geçer.

Gelin bu oyunu hep birlikte bozalım…

Taraf, 05.08.2010

No comments:

Followers