Sunday, September 26, 2010

Türkiye’nin bütün siyahları birleşin

Gerçekten tarihî günler yaşıyoruz. Sizin keyifler ne âlemde bilmiyorum ama ben oldukça heyecanlıyım. Pazar günü yapılacak referandumdan “evet” çıkma ihtimaline koşut değil bu heyecanım. Paketi çok önemseyen ve “evet” diyecek olan bir vatandaş olarak referandumdan “hayır” da çıksa, dönemsel sıkıntılar, duraklamalar da yaşansa, Türkiye’nin gittiği yönün müspet olduğuna adım kadar eminim. Mesela, şu “kutuplaşma” diye dillere pelesenk olan, tu kaka edilen toplumsal hareketliliğin, değişim, çoğulculuk ve demokrasiye duyulan özlemin olgunlaştığı bir rahim olduğunu biliyorum. İnsanlar ister “evet”, ister “hayır” deseler, hatta oynamıyorum deyip referandumu boykot etseler dahi, siyasete, yani “nasıl bir ülkede yaşamak istiyorum” sorusu ve cevabına müdahil haldeler.

Bu hareketlilik ve bu müdahil durum çok önemli, değerli. Mesela benim dâhil olduğum kuşak 1980 darbesinin apolitize ettiği bir nesli ima ediyor. Ülkesinden hiçbir ümidi olmayıp her an göç etme hesapları yapan, geçmiş politik deneyimlerle ilişkisi koparılmış, ayın karanlık yüzü gibi, vesayet organlarının Ankara’da sahnelediği oyunun sadece istenen yüzünü seyreden, arada 28 Şubat gibi korku filmleriyle iradesine tecavüz edilen, ama daha da önemlisi, kendini yalnız ve güçsüz hisseden insanlardan, ülkesinin nasıl olacağına, yaşamı ve türlü hallerini nasıl eyleyeceğine karar veren bilinçli bireylerin ülkesine dönüşüyoruz.

Referandum’da büyük bir ihtimalle “evet” 3-5 puan aralığında önde çıkacak. Yüzde 55’in 3-4 puan üstü benim için sürpriz sayılır. Çünkü “hayır” kampanyası AK Parti’ye, hadi daha açık söyleyelim, İslam’a duyulan alerji üzerine inşa edildi. Hâlâ pakete “evet” derlerse AK Parti’nin ülkeyi İran’a dönüştürüp dönüştürmeyeceğini soranlara rastlıyorum. “Hayır”cıların bu yaptığı ahlaksızca. İnsanların aklına değil, korkularına seslenmek, onları taciz etmekten de aşağılık bir iş. Erdoğan 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanlığı’nı kazandığından beri bu ülkede siyaset yapıyor. Erdoğan’ın 94 seçimlerini kazandığı günkü hislerimi çok iyi hatırlıyorum. Henüz 24 yaşındaydım ve çok korkmuştum. Öylesine aşağılıkça bir kampanyanın hedefi olmuştuk ki, ülkenin bir gecede İran’a döneceğini, evlerimize kapanacağımızı ve karanlık bir dönemin başlayacağından korkuyorduk.

Ama öyle olmadı. Olmadığı gibi, bu hareket kendi eleştirisini yapıp kalıplarını kırdı ve ülkedeki görülmemiş değişimin siyasi taşıyıcısı oldu. Yeterli mi, değil... Erdoğan kampanya boyunca İmralı ile görüşme polemiği üzerinden milliyetçi söyleme hapsoldu. Soy-sop, taraf-bertaraf faciaları yaşandı ve nihayetinde afiş skandalı ile ilgili olarak “Başörtülü bacılarınıza rahibe dediler” gibi Hıristiyanlığın saygın bir müessesesine yapılan hakarete ortak oldu. Diğer yandan yine Erdoğan’ın “Yargıdaki atamaları dedeler yapıyor, yargıyı dedeler yönetiyor” diyerek Alevi vatandaşlarımızı yaralaması da kabul edilemez hatalarındandı. Başbakan sakin ve paketin içeriğine yönelik bir kampanya yürütseydi, sonuca en az 3-4 puan etki ederdi.




Cumhuriyetin gözü yaşlı çocuklarının oyu

Gelelim Kürt, Ermeni, Aleviler olarak Cumhuriyet’in gözü yaşlı çocuklarına...

Gözlemlerim Ermenilerin önemli bir kısmının, en az yüzde elli oranında pakete “evet” diyecekleri yönünde. Ermenilerde sorun, “sandığı ciddiye almama” eğilimi olabilir.

Bu seçilmiş bir boykot tavrı olmayacak. Ancak cemaatte Hrant Dink ve Patrik Mesrob II döneminde yakalanan enerji, yerini sessizliğe bıraktı. Oysa bu paket bu toplumun en dezavantajlı kesimlerinden olan Ermeniler için de çok önemli bir kazanım. Taraf’ı takip eden ciddi bir Ermeni okuyucu kitlesi var. Onlara sesleniyorum buradan. Fırsatı satın alın ve oyunuzu kullanın. Demokrasinin olgunlaşması, en çok kırılgan kesimlerin faydasınadır.

Ben Alevilerin ve Kürtlerin tahmin edilenden çok daha önemli bir kesiminin referandumda “evet” diyeceklerini düşünüyorum. Alevi dernekleri ve BDP’nin tavrının bu iki toplumsal kesimi topyekûn temsil ettiğini düşünmüyorum. Beni heyecanlandıran da bu zaten. Yeni tür bir siyasetin zeminini döşüyoruz. Mağduriyetin haklı öfkesinden kaynaklanan temkin ve güvensizliği aşıp, siyaset yapmak durumundayız artık. Hem Kürtler, hem de Aleviler bu ülkenin geleceğinde çok önemli iki toplumsal kesim. Onların desteği olmadan bu ülkede demokrasi olgunlaşamaz. Bu destek, doğrudan siyasetin merkezine ilerlemek, muhalefetin kalitesini özgürlüklerden yana yükseltmek, AK Parti’yi bu yönde sıkıştırmakla olmalıdır.

Unutmayın, Erdoğan’ı da, hükümeti de istediğimiz anda oylarımızla tasfiye edebiliriz. Ama Ergenekon devletinin tasfiyesi yüzyıllar sürüyor ve çok bedele mal oluyor.

Tüm okuyucuların Ramazan Bayramı'nı kutlarım.

Taraf, 09.09.2010

No comments:

Followers