Thursday, December 23, 2010

Kürt sorunu ve Millet-i Hakime kibri

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, 15 Aralık’ta İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD Diyarbakır Şubesi’ne yaptığı ziyarette şu ifadeleri kullanmıştı:
“Devletin yasal ve anayasal düzenlemelerini beklemeyeceğiz. Kürtlerin yaşadığı tüm bölgelerde ve yaşamın tüm alanlarında iki dilli hayat olacaktır. Bugün BDP’lilerin bir kısmı anadilini bilmiyorsa bu onların değil, devletin utancıdır”.

Tanınmış haklara sahip çıkılması ve antidemokratik hak ihlallerine de şiddetten arınmış bir tepki verilmesini ima eden ve itici gücü "sivil itaatsizlik" olan bir makas değişimine gidiyordu BDP.

Bu açık bir siyasi tavır değişikliğiydi aslında.

Ardından Meclis”te Kürtçe konuşan BDP’liler ve Diyarbakır’da DTK tarafından Demokratik Özerklik taslak metninin tartışmaya açılması geldi. Tartışma gerçekten başladı. Meclis Başkanı Şahin’in “Bedeline katlanırlar” türünden 1991 yılında yeminlerini Kürtçe yapan SHP’li Kürt vekillere gösterilen tepkiyi anımsatan bu kibir, Demirtaş’la yapılan görüşme ile giderildi.

Doğrusu Şahin de, Demirtaş da ciddi bir olgunluk sergilediler.

Hata zannederim anlaşılmıştı. AK Parti ise tartışmaların olgunlaşmasını, kamuoyunun vereceği tepkiyi gözleyen bir sessizlik içindeydi.

Genelkurmay’ın muhtırası, hemen onun yanında hizalanan Bahçeli ve CHP de kendilerinden bekleneni yaptılar.

Ama dün, mesela Fatih Altaylı, Erdoğan’dan BDP’ye okkalı bir şamar beklediğini ve bunun her an olacağını muştulayan-temenni eden, Erdoğan’ı etki altına almayı amaçlayan “özel” bir yazı yazdı.

Bu gazeteler bunun için varlar. Kritik anlarda, kritik müdahaleler…

Yeni Şafak Gazetesi ise “BDP Tahammül Sınırını Zorluyor” gibi bir manşetle çıktı.

Çok sembolik olduğu için bu hemen ortaklaşıveren zihniyet üzerinden Kürt sorununu nasıl çözmek istediğimizi veya istemediğimizi anlatmaya çalışacağım.

Haber niteliği taşımayan, tamamen okura seslenen bir tavır manşetiydi Yeni Şafak’ınki.

İki dilli hayat ve demokratik özerklik tartışmaları ile BDP Kürt sorununda kamuoyunda oluşan olumlu havayı dört koldan yok etmeye çalışıyormuş.

Hasılı BDP’liler (Herhalde bu partiyi destekleyen milyonlarca Kürt de) tahammül sınırlarını zorlamaya başlamışlar.

Sormak istiyorum…

Ne olurmuş!

Yani BDP bu yeni siyasetinde –ki muhtemelen- direnirse, TSK, Fatih Altaylı, Devlet Bahçeli, Yeni Şafak ne yaparlarmış?

Sizin tahammül sınırlarınız zorlandığında, o sınır Kürtler tarafından aşıldığında “Rutin dışına” mı çıkacaksınız? Savaşa devam mı edeceksiniz, ne demeye getiriyorsunuz?

Kötü haberi Mesut Yeğen verdi. Kürtler bundan çok daha kötüsüne de hazırlar. Onlar ölmeye, aç kalmaya, geceleri korkuyla uyumaya bizden daha alışıklar, biraz daha dişlerini sıkarlar, yani sizin onlara yüzyıllardır layık gördüğünüz tek dilli “normal” hayatlarına devam ederler.

İstediğiniz bu mu?

Biz değil miydik Kürtlere, eller tetikten çekilsin, siyasete yönelin, siyasi taleplerle gelin, tartışa tartışa çözüm bulalım diyen?

Ben bu köşede Kürtlere, Apo’ya, Kürtlere hitaben defalarca yazdım, artık bu süreçte –bence hep öyleydi- can almak vampirliktir, siyaset, o da yetmediğinde sivil itaatsizlikle yola devam edilmeli diye. Bu gün Apo’nun Talabani’yi gönderdiği “Silah bırakmak istiyoruz” mesajını haybeye mi önemseyip manşet yapıyoruz biz?

Şimdi Kürtler siyaset yapıyorlar.
Doğruları ve yanlışlarıyla…
Demokratik özerklik taslağını tartışmaya açıyorlar. Arkadaşım Kurtuluş Tayiz’in geçende yazdığı ve Fatih Altaylı’nın dün alıntıladığı gibi, bu art niyetle mi yapılıyor, PKK’nin bölge üzerinde kurmak istediği antidemokratik diktatörlüğün bir manivelası olarak mı kullanılıyor?

Diyelim ki öyle…
Silahların susmasından ileri bir durum değil mu bu?

Ne bekliyorduk peki?
Kırk bin ölüden sonra bölgenin aniden Norveç tipi bir demokrasiye geçmesini mi? PKK’nin buharlaşıp yok olmasını mı? “Siz nasıl uygun görürseniz öyle olsun, bize lütfettiğiniz kırıntılara razıyız” demelerini mi? Silahı bırakın derken temcit pilavı gibi sürekli verdiğimiz İrlanda, İspanya örneklerinde nasıl ilerlemişti ki bu süreç? Sinn Fein neydi peki? Gerry Adams kimdi?

İmralı’nın muhataplığını kutsuyor, bunun savaşı bitirmek için büyük bir şans olduğunu, devletin tabi ki Öcalan’la görüşmesi gerektiğini, Öcalan olmazsa Kürt muhataplığının parçalanacağını biz söylemiyor muyduk?


PKK’ye ateşkes çağrısı yapar, seçimlere kadar silahlar susar, zaman su gibi akarken, bu zamanı doğru kullanmak adına Kürt siyasetine, sizin hassas sinir uçlarınızı uf etmeyecek, ama bir yandan da barışı getirecek önerileriniz varsa lütfen lütfedip söyleyiniz, kendinize saklamayınız.

Kürtler size sormadan bir işe kalkışmışlar. Şimdi zamanı mı değil mi demeden hem de…
Birkaç on yıl daha sizin keyfinizin yerine gelmesini beklemeden, bir hatadır etmişler.

Affetmek büyüğe yakışır.
Hele siz bu kadar büyükken...
Taraf, 23.12.2010

No comments:

Followers