Monday, December 20, 2010

‘Yeni’ CHP’nin siyasete mahkumiyeti

CHP bir devlet partisi, 70’li yılların Karaoğlan’lı ve onun kontgerillayı telaffuz ettiği dönemini ihmal ederseniz, günümüze kadar bu gerçek hiç değişmedi.

CHP bir devlet partisi olarak tepede kuruldu, bugün de yine tepeden format yiyor.

Artık belli ekonomik güç odakları mı, Ergenekon’un darbeden ümidi kesmiş son halkası mı, yoksa gavur işi mi bilinmez, bir Baykal kasetiyle, iktidara yürüyen bir “yeni” CHP yaratılmak isteniyor.

Bu çok doğal, CHP’nin kimyası gereği, bu bürokrat, vesayet partisinin başka türlü yeniden dizayn edilmesi zaten mümkün değildi.

AK Parti’nin halka dayalı güçlü ve başarılı iktidarı karşısında “Hükümet etme ile iktidar olma”nın makası cumhuriyet tarihi görülmemiş biçimde kapandı.

O makas Ak Parti’nin “askerle aramı iyi tutayım, kendimi kabul ettireyim” anlayışı yüzünden tam kapanmasa da, bu gün iktidar halkın yarattığı bir siyasi partiye, yani sivillere geçmiştir.

Bunu tersinden okuduğunuzda, vesayet gerçek, gizli, son sözü söyleyen makamından kovulmuştur.

O gerçek, gizli iktidarın TBMM’deki temsilcisi CHP olmuştur. Nasıl ki, “1. Dünya Savaşı’nda Almanya yenilince biz de yenilmiş” sayıldıysak, CHP de vesayetin iktidardan kovulması ile muhalefet görünümlü daimi iktidarından kovulmuş, bu sefer hakikaten “muhalefet”e geçmiştir.

CHP, Kemalist elitlerin kurduğu 87 yıllık “cennet”ten, gerçek dünyaya düşmüştür.

Baykal operasyonu ile olan bitenin Türkçesi budur.

Bu tepede dönen dizayndan iyi bir şey çıkabilir mi diye sorduğunuzda, aklı başında kimse pek iyimser olamıyor.

Ama biliyorsunuz, lağım suyu bile işlemlerden geçirildiğinde Hamidiye kaynağı gibi içilebilir hale geliyor.

Peşin hükümlü olmamak lazım.

Baykal operasyonunu, dolayısıyla “yeni” CHP’nin perde arkasındaki gerçek reformcuları neler planlıyor bilemem, ama siyaset bir bilim dalıdır, falcı olmaya gerek yoktur.

CHP bu siyaset denkleminde sadece bir girdidir; yani denklemi büyücülere, WikiLeaks’in kriptolarına başvurmadan kurabilir, anlamlı tahliller yapabiliriz.

CHP’deki bu değişim, Ak Parti devriminin, onun canlı tabanının bir sonucudur.
“Yeni” CHP, aslında Ak Parti’nin eseridir…

Vesayet, Ak Parti karşısındaki çaresizliğinden siyasete soyunarak kurtulmaya, seçimle iktidar olmaya çalışacak gibi. Fırsatını bulursa muhtıralardan ve vesayet bürokrasisinden de faydalanmaya çalışacaktır. Yani AK Parti asker konusunda tökezlerse, merak etmeyin CHP şipşak eski haline döner.

Bu da Ak Parti’nin sorunu, ayık ve uyanık olsunlar, askerle flört etmeyi bıraksınlar.

Ama muhtemelen böyle bir durum olmayacak. CHP siyasete anlamlı katkılar yapma durumunda bulacak kendini. Üstelik bunu yapmak için proaktif olmasına bile lüzum yok, siyasete katkısı gölge etmeme, çözümleri elit Kemalist taban nezdinde meşru kılma şeklinde olacak umarım.

Nasıl mı?

Bizim gazete dahil son Kurultay üzerine değerlendirmeler –PM’ye Binnaz Toprak’ı sokan Radikal ve tabii ki malum medya dışında- oldukça kötümserdi.

Haziran seçimlerinde iktidara oynayan bir partiyi değerlendiriyorsanız, evet ben de bu kötümserlerdenim.

Ama yeni CHP’nin işlevi bu olmayacak. Yeni CHP Ak Parti’nin yolunu düzleyecek, ona sıkıştığı siyaset darlıklarında hayat öpücüğü üfleyecek.

Haberal’a gönderilen selamı, muhtırayı anmamasına, bir kez bile Kürt diyememesine bakmayın Kılıçdaroğlu’nun.

İçi dolmamış, tarif edilmemişliğine rağmen ağzından çıkan 41 vaat, önümüzdeki dönemde siyaseti rahatlatacaktır, Ak Parti’nin yükünü kısmen de olsa alacaktır.

Yeni bir Anayasa’dan, Askeri Danıştay’ın, YÖK’ün, seçim barajının kaldırılması, faili meçhullerin aydınlatılması, Kamu İhale Yasası’nın düzenlenmesinden bahsetti Kılıçdaroğlu.

Bunların bir devlet partisi lideri tarafından sadece telaffuz edilmesi bile değişimin gücünü gösterir, asla küçümsenmemeli.

Kılıçdaroğlu yumurta kapıya dayandığında yan çizse de fark etmez, normalleşme sağlanmıştır.

Bu durum Ak Parti’yi bir yandan rahatlatırken, bir yandan da mazeretlerinden azat edecektir. Kılıçdaroğlu vaatlerinin tüm sentetikliğine rağmen, Ak Parti’nin ileri hamle yapmasını zorlayacaktır.

Nitekim Başbakan’ın dünkü Bitlis konuşması Kurultay’dan güçlenerek çıkan Kılıçdaroğlu’na bir cevaptı.

Kurultay’da bir kez bile “Kürt” diyemeyen Kılıçdaroğlu’na nazire edercesine 8 kez Kürt dedi Erdoğan.

Bununla da kalmadı “Kürt halkı” sözünü telaffuz etti ilk kez.
CHP’nin katkısı da şimdilik bundan öte olamaz. Ben buna dünden razıyım.

Taraf, 20.12.2010

No comments:

Followers