Thursday, January 13, 2011

AK Parti’nin ‘Kullan at’ milliyetçiliği


Önceki gün bir arkadaşım, şu “ucube” heykel tartışması ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun
“Gerekirse Sarıkamış’ta olduğu gibi 90 bin şehit için daha ant içtik” sözlerine çok kızmış olmalı ki, “Seçime
daha altı ay var. Bu altı ay böyle çok pespaye geçecek, nefret ediyorum bu durumdan” dedi.
Acı acı güldüm...

Ahmet Altan dün, AKP’nin MHP ile milliyetçilik yarışına girdiğini, bunu daha evvel Anavatan Partisi’nin de yaptığını ama şimdi o partinin tarih olduğunu yazıyordu. Yazı şöyle uyarıyordu Ak Parti’yi: “Dikkat, siz de bitme yoluna girdiniz. Ama halk doksan bin gencini öldürtmeyecek bir siyasi parti çıkarır içinden.”

Peki, AK Parti geçmişe dair bunca tecrübe ve referandum sonuçlarındaki net mesaja rağmen neden böyle “tehlikeli” bir oyun oynuyor?
Sadece oy hesabı yüzünden mi?
Bazı fikirlerim var doğrusu...

Öncellikle hem şu ucube heykel işine, hem de gerekirse 90 bin şehit daha vermeye ant içtik sözlerine hem çok şaşırdığımı, hem de çok üzüldüğümü belirtmeliyim.

Şaşırıyorum; çünkü 1914’te ülkeyi emperyalist bir savaşa sokan, ülkenin öz varlığını tehlikeye atarak yüz binlerce vatan evladının daha ölmesine yol açan, Sarıkamış’ta 90 bin genci Yemen’den yazlık elbiselerle getirip donduran, savaş kötü gitmeye başladığında ise itiraz eden düzinelerce gencini önce kurşuna dizdiren, mermi kalmayınca da ağaçlara astıran bu zihniyet, bugünkü Ergenekon’un atası, İttihatçı kafası değil mi?

Trakya ve 6-7 Eylül olaylarını, Dersim soykırımını, 60, 71, 80, 97 darbelerini, Kürt faili meçhullerini ve nihayet AK Parti’ye yönelik darbe planlarını, ona bağlı Hrant Dink ve Malatya katliamlarını, bu gelenek yapmadı mı? Komşularla sıfır sorun paradigmasını kuran, Ermeni açılımını yapan Davutoğlu kalibresindeki bir kişi, partisi ve tabanını, yani Müslüman halkı düşman, hakir ve üçüncü sınıf sayan çok tehlikeli bir yapıya nasıl böyle kolayca iltifat eder?

Biliyorsunuz, Enver, Sarıkamış’ta doksan bin genci öldürttükten sonra, kuyruğunu kıstırıp doğru İstanbul’a koştu. Kendi yayın organı Tanin dışında bütün gazeteleri kapattırdı. Doksan bin gencin yolunu gözleyen anne ve babaların, gelinlerin, çocukların durumunu bir düşünsenize!
Türkiye, üzerinden neredeyse bir asır geçmiş bir tarihî hadisesiyle bile yüzleşemiyorsa, koskoca Harem kurumunu yetimhane yurdu boyutunda görmek istiyor, dizilere savaş açıyorsa, biz yeni kurulan dünyanın nasıl kurucusu olacağız?
Kaldı ki, eğer Enver o gün Divan-ı Harbe verilse idi, muhtemelen 1915 Ermeni kırımı da yaşanmayacaktı.
Aynı sansür bugün de ısrarla uygulanıyor, ne garip...

İçimizi döktükten sonra baştaki soruya gelip, siyaseti soğukkanlılıkla anlamaya çalışalım.
AK Parti sadece oy hesabıyla mı MHP ile yarışa girdi?
Evet, büyük oranda öyle.
Bu, Ak Parti için sonun başlangıcı mı?
Diretirlerse, uzun vadede belki, ama kısa vadede hayır.
Hayır, yukarıda anlattıklarımla çelişmiyorum.
AK Parti, MHP’nin yüzdenin biri oranlarında baraj mücadelesi verdiğini biliyor. MHP’den kotaracağı düzinelerce vekilin hesabını yapıyor. Yeni anayasanın yapılacağı, muhtemelen kurucu sıfatı taşıyacak Meclis’te mutlak hâkim olmak istiyor. Haziranda bitecek bir PKK ateşkesi var. Seçime kadar kazasız belasız gelmeyi, yeni Meclis’teki gücüne dayanarak anayasa, Kürt açılımı ve diğer reformlara hızla girişmek istiyor.
Etik değerler kenara koyarsanız, MHP’yi bastırmaya yönelik milliyetçi söylemin bir nedeni bu.
Ahmet Altan’ın dediği gibi, bu ANAP’ın sonunu getirmişti.
Ancak Erdoğan ve kurmaylarının bu tehlikenin farkında olduklarını, bu milliyetçi söylemin kısmen “kullan at”
mantığına dayandığını düşünüyorum.
Bu popülist siyaseti bilerek ve kontrollü olarak kullanıyor Erdoğan.
Her çıkışı –çoğunun düşündüğünün aksine- sonuçlarını, yani getirisini ve götürüsünü hesaplayarak yapıyor.
Evet, hesap oy ise, bence MHP tabanını şiddetle etkiliyor da.
Haziran sonrası bunun değişeceğine emin olabilirsiniz.
Kızmak hakkınız olsa da...

Ama bir unsur daha var, o da kimyasal...
Referandum sonuçlarının yüzde 58 olması, bu yüzdeyi ima eden toplumsal kesimlerin tamamen özgürleşmiş,
liberal değerlere bağlı, geçmişiyle yüzleşmiş, milliyetçilikle hesabını görmüş bir kimyayı paylaştıklarını öngörüyoruz; özellikle biz demokrat-özgürlükçü çevreler...
Bu tam böyle değil henüz...
Ak Parti bunu bizden daha iyi biliyor...
Bu anlamda halka güvenmiyor. O yüzden akla değil, duygulara sesleniyor.
Kaldı ki, Ak Parti’nin kendisi de bu kimyadan mustarip.
Kopma değil, gücü yeterse devralma, yetmezse uzlaşma politikası izliyor.
O yüzden, istediğiniz kadar kızın, bir siyasi partinin istiap haddini, sınırlarını iyi bilmek durumundayız.
Ak Parti’nin tek gücü var: Halkın oyu...
Üstelik, geçenlerde dediğim gibi, CHP’ye veya CHP-MHP koalisyonuna bir artı koltuk yeter iktidar olmaları için.
Çünkü onların açığını vesayet tahkim ediyor.
Ama Ak Parti için tek ölçü en yakın rakibine iki kat oy farkı atmaktır. Çünkü Ak Parti, meşruiyetini halktan alan siyasi bir partidir.
Yani AK Parti aslında “tehlikeli” değil, “kazançlı” bir oyun oynuyor. Kendisini iktidardan edecek olanın bir avuç demokratın samimi kızgınlığının olmadığını bildiği için...

Taraf, 13.01.2011
markaresayan@hotmail.com

2 comments:

Anonymous said...

AKP'nin reformlarını yapmasından söz etmek, bana göre -biraz ağır olacak ama- "dar kafalılık". Yaptığı reformların tamamı, buna sağlık gibi sosyal içeriği olanlar da dahil ya oya, ya yandaşlarının para kazanmasına yönelik... Kürt reformunu yapacak AKP, KCK operasyonuna izin vermemeliydi. Diğer reformlar, en iyi bildiğinizi düşündüğüm Ermeni açılımı mı? Gözdağı cinayeti özelliği de bulunan Hırant cinayetinin arkasındaki ortaya çıkarmaya yönelik attığı adım mı? Bireysel özgürlükler konusunda türbandan gayrı maddesi olmayan AKP'nin reform yapacağına inanmayı bu ve benzer nedenlerle "dar kafalılık" olarak değerlendiriyorum. Dostlukla

Anonymous said...

madem bu siyasi bir hamle, o zaman Demirel'e kızmayalım, Yılmaz'a veya Çiller'e. Aradaki fark ne olabilir ki? Madem siyaset deniyor, şimdiye kadar Erdoğan'a bunca gücü veren halk bu tür bir siyaset için mi verdi? Ya bu tavırlar önceki tabanı kaçırtırsa ne olacak? Bu kadar basit mi? Alternatif parti yok diye ona güvenenlerin düşüncelerine bu kadar itici siyasi hamleler mi yapması gerekiyor? Bunu siyasi bulup onaylayanların gözden kaçırdığı bir şey var. Erdoğan'a oy veren kesimin byük çoğunluğu bu tür siyasi hareketlerden dolayı Ak Parti'ye karşı bir duruş sergileyecektir. Dediğiniz gibi Erdoğan gücünü halktan alıyor ama bu siyasetle o halk Erdoğan'dan gücü alabilir de.

Followers