Sunday, January 30, 2011

Öteki hayat


Yıllar evvel çok sevdiğim bir dostumu kaybetmiştim.

Bir dost kaybının en kahredici biçimiyle gerçekleşmişti bu acı olay.

Arkadaşım, lüks bir otel odasında, kendini asarak intihar etmişti.

Kendimi gecenin bir yarısı sokağa atmış, soğuk havada çılgınlar gibi, bağrım açık yürümüştüm caddelerde, hiç unutmam.

“Öteki hayat” ilk defa kendi sınırını ihlal edip ve parçalayarak benimkini, hayatıma tecavüz etmişti.

Hep başkalarının öldüğü, öldürüldüğü, başkalarının evlerinin, köylerinin yakıldığı, başkalarının açlık çektiği, başkalarının tecavüze uğradığı, aşağılandığı, bedenini, ruhunu satmak zorunda kaldığı o “öteki hayatlar...”.

Neden bilmiyorum, Şanlıurfa Hilvan’da, yedi kızkardeşin gölette boğulması hadisesinin adlî boyutu ile ilgili haberi okurken, bu olay geldi aklıma...

Önce kızkardeşlerden biri suya kapılıyor, sonra onu kurtarmak için bir diğeri, sonra ötekisi, sonra diğeri, diğeri, diğeri ve diğeri...

Hepsi birden boğuluyorlar.

Konya’nın Kulu İlçesi’nde o fakir Kürt ailesinin dört çocuğunun birden oynamak için girdikleri soğutucunun içinde hapsolup boğulmaları gibi...

Ancak öteki hayatlarda vuku bulabilecek türden, gerçeküstü, mantıksız!

Yedi kızkardeşin ailesinin DSİ’ye açtığı mahkemede yargıçlar diyorlar ki, “Yüzde yetmiş aile kusurlu, tazminatın yüzde otuzu ödene. İki yaşındaki çocuk için ise zırnık verilmeye!”

Bence de yargıçlar haklı, doğru ya, “Öteki hayat”ta geçerli olan kurlara göre, fakir bir köylü bebesine kaç para harcanmış olabilir ki, iki yıl boyunca?

Ama kazadan sonra gölet etrafında bir sürü önlem de alınıyor, barikatlar, uyarı levhaları, onlar ayrı...

Bir de beş yaşındaki Âdem vardı değil mi? Hakkâri’de polis panzerinin ezdiği Âdem Yiğit... İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan tazminat davasında yargıçlar ailenin 50 bin TL tazminat talebini “Küçük yaşta ölen birisinin anne ve babaya vereceği üzüntü ile belirli bir yaşa ve sosyal konuma gelmiş birisinin ölümünün vereceği üzüntü bir olamaz” diyerek reddetmişti.

Yani Hilvan ve Hakkâri örneklerinde bir çocuğun maddi ve manevi değeri sıfır olarak zabıtlara yansıyordu.

“Öteki hayat...”

“Öteki adalet...”

“Öteki vicdan...”

***

Bu iki olay nedense intihar eden arkadaşımı hatırlattı bana.

“Ötekilerin” dünyasında geçiyor olmasından herhalde.

***

Ben büyük şehir çocuğuyum.

Hayatımda hiç aç kalmadım.

Hiç elbisesiz olmadım.

Hiç dayak yemedim.

Kendime ait özel odam oldu hep.

Ailemden kimse öldürülmedi, evim basılmadı, polis yüzü görmedim.

Gazetelerde okuduğum o feci hikâyelere de hep biraz mesafeli oldum.

İnanmadım değil, deli miyim? Oluyordu onlar da...

Ama sanki başka bir dünyanın insanlarıydılar.

Tam olarak da gerçek değillerdi ve tüm bunlar benim değil onların başına geliyorsa, biraz da suçlu...

Varlıkları muğlâktı. Bir görünüp bir kaybolan kararsız gölgeler gibi...

Hayatı hep böyle korkunç yaşayan.

Belki bizim kadar acı çekmiyor bile olabilirlerdi.

Benim dünyamda yedi çocuğun böylesi bir kaybı yaşamı durdururdu.

Ama o insanlar, sanki daha az acı çekip, hayatlarına devam ediyorlardı.

***

Sonra arkadaşım kendini astı.

Dün birlikte gezdiğim, cıvıl cıvıl, hayat dolu arkadaşım.

Bir süre bizim grubumuzdan uzaklaşmıştı.

Tehlikeli işlere bulaşmış, mafyanın eline düşmüş, çok para kaybetmiş, hiç haberimiz bile olmadı.

Bir ip satın almış. Son parasıyla o lüks otelde bir oda tutmuş.

İpi geçirmiş o uğursuz kancadan, bırakmış kendini boşluğa...

Ölümü ta yanı başımıza getirmiş olmuş böylelikle...

***

O gün büyüdüğümü hissetmiştim.

Ölüm masumiyetimin ırzına geçmişti.

O masumiyet ki, artık beni de zehirler hale gelmişti.

Sonra babam öldü elimde.

Sonra Hrant’ı vurdular, semtimde.

Anam 40 kiloya düşüp ellerimde can verdi, vs.

***

Şimdi anlıyorum ki, “tek hayat” var.

Bir tek hayat var. Hepimiz aynı boyutta yaşıyoruz.

Adaletsizlikler dilimlemiş hayatı, bütünlüğümüzü bozmuş.

Güneydoğu’da binlerce faili meçhul yaşanırken, bir milyon Kürt tehcire çıkarken, binlerce köy yakılırken, çoğumuzun İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bodrum’da “haydi şimdi bütün eller havaya” modunda, geleceğe ümitle bakmamızı başka türlü açıklamak mümkün mü?

***

Bir ülke düşününün ki, orada taş devrinden, uzay çağına bir yolculuk yapabiliyorsunuz.

Birkaç semt değiştirdiğinizde, yüzlerce yıl ileri geri hareket ediyorsunuz.

Binlerce öteki hayata tanık oluyorsunuz.

Bu dünyanın çoğu yeri öyle, Türkiye de.

***

Yeni bir şey anlatmadım size, biliyorum.

Ama beni, hayatım boyu hep bildiklerim şaşırttı.


markaresayan@hotmail.com

1 comment:

nilgün akman said...

Öteki hayat... Güçlü bir girdap gibi...

Followers