Monday, February 21, 2011

Erdoğan’a çağrı: Siyasi iradeyi sağlayın

Daha dün gibi hatırlıyorum. 2003 yıllarıydı, yani Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz, Eldiven ve Balyoz günleri... Televizyonlarda aniden misyonerlikle ilgili en saf insanın bile hemen fark edebileceği türden provokatif programlar yapılmaya başlandı. Şu an Ergenekon Davası’ndan tutuklu bulunan bir şahıs kitap üzerine kitap yazıyor, ülkede misyonerlerin cirit attığını, ülkeyi gâvur etmek, ama bundan da öte ülkeyi bölmek için ABD destekli olarak haince eylemler gerçekleştirdiğini söylüyorlardı.

Bu programlar öyle kışkırtıcıydı ki, artık neredeyse bir Hıristiyan’ı, hele hele bir din adamını öldürmek bir vatan hizmeti olarak algılanmaya başlamıştı. Soner Yalçın için dövünenler, sabah beşte yapılan gözaltıları insanlık suçu olarak değerlendiren malum kamuoyunun çıtı çıkmıyordu. Haklarını yemeyelim, bu kişilere pis işlerini görmek için lojistik sağlamak, Genelkurmay’da Levent Ersöz Paşalarına neden Tuncay Özkan’ı Show TV’ye geri almakla ilgili söz vermekle meşguldüler.

Bir programlara katılanlar misyonerlere seyirci kalmakla suçladıkları devleti göreve çağırıyor, bu binlerce misyonere karşı “Devlet önlem almazsa benim halkım onlara nasıl davranılacağını bilir” diye savaş açıyor, halkı iklimlendiriyorlardı.


28 Şubat 2005’te Flash TV’de yayınlanan Hulki Cevizoğlu’nun Ceviz Kabuğu’nda tüm Türkiye, Tarsus Protestan Kilisesi papazı İlker Çınar’ın, yardımcısı Sinan Yorulmaz ile birlikte tekrar Müslüman olma şovunu seyretti. Çınar Şifre Çözüldü kitabında herşeyi anlattığını iddia ediyordu: Türkiye’de 40 bin kilise vardı, Türkiye’yi bölmek isteyen misyoner teşkilatlar bu iş için 73 milyar dolar bütçe ayırmışlardı ve son on yılda Türkiye’de 15 milyon 600 bin İncil dağıtılmıştı. Özellikle Alevi ve Kürtler üzerinde yoğun çalışmalar yaptıklarını anlatan Çınar, AK Parti hükümetinin çıkardığı AB uyum yasalarıyla bu bölünmeye destek verdiğini söylüyordu.

Herşey o kadar düzenli ve organize ilerliyordu ki, çıplak gözle bakıldığında yaklaşan felaketi görmemek için kör olmak gerekirdi. İşte tam o yılların hemen ertesinde art arda misyoner ve laik odaklara ölümcül saldırılar gerçeklemeye başladı.

İlk olarak 5 Şubat 2006’da Trabzon’da Rahip Santoro 16 yaşındaki O.A. tarafından öldürüldü. O.A, cinayeti televizyonda izlediği misyonerlik tartışmalarından etkilenerek işlediğini söyledi. Hemen ardından 17 Mayıs 2006’da Danıştay Baskını gerçekleşti, Mustafa Yücel Özbilgin öldürüldü. Alparslan Arslan ise baskını başörtüsü yasağı için yaptığını söylüyordu. Özbilgin’in cenazesi başta Abdullah Gül olmak üzere AK Partililerin linç edilmeye kalkıldığı bir hükümet karşıtı gösteriye döndü. Danıştay cinayeti şimdi Ergenekon davasıyla birleştirildi.

Ve 2007’nin başında, 19 ocakta Hrant Dink’i öldürdüler.


Yine bugün Ergenekon’dan yargılanan Kemal Kerinçsiz ve Sevgi Erenerol takımının her mahkeme önünde “Misyoner çocuğu Hrant” diye linç ettikleri Dink, Genelkurmay’ın kendisini hedef alan bildirisi ve iddiaya göre Genelkurmay’ın ricası üzerine valilikte tehdit edilmesinden birkaç yıl sonra “Ermeniyi öldürdüm” diyen bir çocuğun kurşunlarına hedef oluyordu.

En vahim eylem ise 18 Nisan 2007 tarihinde Malatya’da meydana geldi. Zirve Yayınevi basılarak Necati Aydın, Uğur Yüksel ve Alman uyruklu Tilman Geske vahşice işkence yapılarak öldürüldü. Görünen katiller yine genç ve misyoner karşıtı çocuklardı.

Kendisine gönderilen mermilerle ölümle tehdit edilen gazeteci arkadaşım Adem Yavuz Aslan’ın Bir Ermeni var adlı kitabı her satırı altın değerinde bilgiler içeriyor. Ama ben sadece İlker Çınar ve misyonerlikle ilgili birkaç kısmını buraya alabileceğim. Oynanan oyunun ne olduğunu açıkça görmeniz için. Ama siz alın mutlaka okuyun.


İlker Çınar papaz olduğunu iddia ettiği dönemde Kara Kuvvetleri Komutanlığı kadrosunda “uzman çavuş” olarak sigortası yattığı belgeleriyle ortaya çıktı ilkin. Bu şahıs, Malatya katliamında adı geçen ilahiyat fakültesi öğretim üyesi ile sürekli toplantı yapmaktaydı. Aslan kitabında soruyor: Bir ilin Jandarma yöneticileri ile başka bir kilisenin papazı birlikte ne yapar? Neyin toplantısını yapar, neyin planlamasını yapar?

Dönelim misyonerlik işinin gerçek rakamlarına. Yine Aslan’ın kitabına başvuralım: “17 Kasım 2003 tarihli Şükrü Sarıışık imzalı MGK belgesinde 2000 yılına ait misyoner sayısını veriyor. Aynen şöyle: ‘2000 yılı itibariyle Türkiye’de 45’i yabancı, 9’u da Türk olmak üzere 54 misyonerin faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir.’ Tüm Türkiye’de faaliyet gösteren misyoner sayısı 54, bu 54 kişinin oluşturduğu tehdidi anlatmak için MGK’nın hazırladığı sayfa sayısı ise 40. Yani neredeyse her bir kişi MGK açısından 1,3 sayfa rapor üretecek değerde tehdit üretmiş.


Tabii bu tablo “bu kampanyanın arkasında aslında başka bir amaç mı var” sorusunu akla getirmemesi mümkün değil.”


Sayın Erdoğan bu kadar karanlık ve bu kadar alenileşmiş cinayetlerin asıl hedefi sizdiniz, sivil siyasetti. Ortaya dökülen bunca bilgi ile Santoro’nun, Danıştay’ın, Dink’in, Malatya’nın ve diğer sayısız faili meçhulün aydınlatılması ancak sizin, kolluk kuvvetleri, savcı ve hâkimlerin arkasında sağlam bir irade ile durmanızla mümkün. Bu örgütün tamamıyla deşifre edilip cezalarını bulmasıyla ancak Türkiye düze çıkabilir. Ana muhalefet partisinin liderinin Ergenekon’a üye yazıldığı bir siyasi ortamda, bu yazının başka bir muhatabı da yok maalesef.

Son konuşmanızdan aldığım ümit ile sıradan bir vatandaş olarak bilginize sunuyorum.

Taraf, 21.02.2011

No comments:

Followers