Monday, February 07, 2011

Hrant Dink, Pınar Selek ve Cumartesi Anneleri

Failini meçhul eden, böylelikle de aslında meşhur eden bir ülke, Türkiye...

Agos’un önünde her toplandığımızda, ya da bugünkü gibi duruşmalar öncesinde, gün be gün beni en çok ifade eden, durumu en iyi özetlediğini düşündüğüm slogan, “En Meşhur Failleri Koruma ve Kollama Örgütü”nü ifşa edeni oluyor:

Katil Devlet Hesap Verecek!

Faillerin bir gün mutlaka ortaya çıkarılacağına, kemikler ve naaşlardan geriye kalanlarla birlikte gerçeğin önümüze konacağına dair inanç.

Başbakan Erdoğan geçen gün Dolmabahçe ofisinde bir ilki gerçekleştirdi. 1994’ten beri, tam 306 haftadır, tam 17 yıldır feryatlarına bir ses almak için Galatasaray Meydanı’nda dayak ve gaz yiyen, aşağılanan ve “öteki” olmalarının damgasıyla cüzamlı ve yok farz edilen 12 aile bu ülkenin başbakanının önüne çıktılar.

Cemil Kırbayır, 13 Eylül 1980 tarihinde Kars’ın Göçle İlçesi’nde gözaltına alındı, 8 ekimde Kars Sıkıyönetim Gözetimevi’ne götürüldü. Son gören ağabeyi Mikail oldu. Ona giysi ve para vermişti. Ertesi gün gittiğinde ise Jandarma ona “Burada öyle biri yok” dedi. Cemil hâlâ yok!

Katil devlet hesap verecek!

Erdoğan bu görüşmede neler hissetti? 103 yaşındaki Cemil’in anası Berfo Nine “Onu bulmadan ölmeyeceğim” derken, kendisi notlar tutarken, mesul olmadığı, ama hâlâ katil devlet yaftasını üzerinden sıyıramamış bir ülkenin başbakanı olarak ne yapmaya karar verdi, çok merak ediyorum gerçekten.

Başbakan Müslüman bir adam. Allah korkusu var. Başında bulunduğu aygıtın bunca faili meçhule neden olduğunu bizzat telaffuz eden, bunların üzerine kararlılıkla gideceğini beyan eden bir adam.

Beni çok etkileyen Cold Case dizisini seyretmenizi tavsiye ediyorum Sayın Erdoğan. Emniyet departmanında bulunan özel bir birim, faili meçhul kalmış dosyaları açar ve zamanında çoğunluk devlet görevlilerinin ve güçlü şahısların üzerini örttüğü cinayetleri aydınlığa kavuşturur, failleri yaşı kaç olursa olsun hapse gönderir. Her dizinin sonunda kurbanların, acılı ailelerin faillerle bir karşılaması vardır; acılı ama artık huzurlu...

İşte ben, adalete tüm susamışlığımla, o sahnede mutlaka ağlarım.

Bugün yine Hrant’ın duruşması var.

AİHM’den gelen “Davayı Pelitli’ye sıkıştırıp, devlet görevlilerini koruyorsun, Hrant’ı yargını kullanarak yaşarken Ermeni olduğu için hedef yaptın, öldürülmesine yol açtın, korumadın” diye özetlenebilecek kararı...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Vatandaşımızı koruyamadık, büyük mahcubiyet içindeyim. Bu durumu hazmedemem” diyerek Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirmesi...

Başbakan Erdoğan’ın ise “Biz tetikçiyi yakaladık ama arkası aydınlatılamadı. Ana kumanda kimde o bulunamadı. Ana kumanda kimde? Esas mesele bu” demesi...

Ama onlar böyle derken, İstanbul İdare Mahkemesi’nin bunca gelişmeye ve yeni deliller sunulduğu halde verdiği “İstanbul Emniyet’indeki dokuz polisi soruşturamazsın” kararı gölgesinde bir duruşma daha görülecek.

Düşünsenize, aynı dosya AİHM’de mahkûmiyetle sonuçlanırken, Türkiye yargısı dört yıldır davayı bir milim öteye taşımamak için akla karayı seçiyor.

Trabzon’dan 2006 yılının şubat ayında İstanbul Emniyeti’ne giden ve Yasin Hayal’in Dink’i vuracağına dair ayrıntılı ihbar, görmezden geliniyor. İstanbul Emniyeti, 24 şubatta adrese gidildiği yönünde tutanak tutuyor. İdare Mahkemesi’ne sunulan yeni delil ise şu: Emniyet yalan söylüyor. Fırına gittikleri belirtilen polis Bahadır Tekin ve Özcan Özkan’ın o gün saat 09:00’dan gece 01:00’e kadar Fatih’te bir kişiyi takiple görevli olduğu saptanıyor.

Sadece bu delil bile mahkemeyi, ülkeyi temelinden sarsmaya yeter. Ama İdare Mahkemesi 4483 sayılı Dokunulmazlık Kanunu’na sığınarak, yeni delillerden hiç bahsetmeyerek bu kararı verip adaletin önüne baraj gibi dikiliyor.

Katil Devlet Hesap Verecek!

Ve Pınar Selek...

Hrant Dink konusunda bu kadar karanlık ve pespaye bir görüntü sergilenirken, devlet Pınar Selek konusunda nedense özel bir gayret içinde oldu hep. Belli ki, bu devletin kendine göre bir adalet anlayışı vardı.

Ortada yedi ölü vardı ama, bombanın izine rastlanmamıştı. Üstelik polisin olay yeri inceleme raporunda “Bomba yok” tesbiti vardı. Sonra patlamanın tüp kaçağından meydana geldiğine dair bir bilirkişi raporu vardı. Ama polis, 2001 yılında kendini ile çelişen bir rapor daha gönderdi; “Bomba var” dedi. Ardından bir bilirkişi raporu daha “Bomba yok, tüpgaz kaçağı” tesbiti yaptı.

Pınar 2006’da beraat etti. Yargıtay 9. Daire’si bozdu. Mahkeme Pınar’ı yine beraat ettirdi. Yargıtay Ceza Kurulu yine beraatı bozdu, müebbet istedi.

Bugün Hrant’ın davası var. 9 şubatta ise Pınar Selek 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yine yargılanacak. Beraat ve müebbet arasında bir kadının hayatı bir sarkaç gibi gidip gelecek.


Taraf’tan Tuğba Tekerek’e konuşan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yani Dink’i yazısından ötürü mahkûm eden, AİHM’de Türkiye’nin ceza almasını sağlayan ve Pınar Selek’in beraatını iki kez bozan aynı kurulun bir üyesi “İçimiz paramparça, ama o kararın öyle alınması gerekiyordu” demişti.

O yargı üyesinin kararını öyle vermesine yol açan "şey" nedir?

Vicdanı olan bütün devletlûlar, 103 yaşındaki Berfo Nine’nin de, hepimizin de sorusu bu, lütfen not alınız.


markaresayan@hotmail.com

Taraf, 07.02.2011

No comments:

Followers