Sunday, February 06, 2011

Sevgi

Tam da geçen hafta “öteki hayatlardan”, birbirimizin hayatlarına ne kadar uzak ve yabancı düştüğümüzden bahsetmişken...

Birbirine değmeden, iç içe, yanından berisinden teğet geçen, katman katman bir sürü hayattan...

Bazen, uzaktan, bir köşeyi döner dönmez göz hizaları denk geldiğinden, sadece...

Birbirine takılan, asılı kalan, sonra, sıfırın bilmem kaç derece altındaki o insanlık dışı ilgisizlikten ötürü...

Havada aniden donup parçalanan ve yere düştüğünde tuzla buz olan bakışlarda sıkışık insanlığımız...

Cesaret istiyor ilişki kurmak.

Sevgiyi bellemek gerekiyor.

O sizin sevgi zannettiğiniz şeylerin çoğu, replika, taklit!

Kendinize dair şeyleri siz sevgi zannediyorsunuz, çoğunluk.

Ama sevgi, iki kişilik bir sihir...

En az iki büyücüsü olan bir mucize.

Olabildiğince yalın ve evet, çok kolay aslında.

Ama karşısındaki engeller çok büyük.

Zelil teslis!

Korku, kaygı ve bencillik...

Diyor ki Söz, insan ruhunun üç tane yapıtaşı vardır:

Sevgi, iman ve ümit...

Ama bunların ikisi geçici yardımcılardır.

Kalıbı terk ettiğimizde, menzile vardığımızda,

İman ve ümidin de artık işlevi kalmaz.

Eski ve yorgun dostlarımız olarak ayrılırlar bizden.

Ama sevgi, varoluşun yapı taşı, o hep var olacaktır.

Nedir sevgi?

Sevgi, kendini başkalarına, öteki hayatlara açmaktır.

Sevgi, emin olduğumuz kendi varlığımız kadar, başka varlıklara emniyet duymaktır.

Kerem gibi, Aslı gibi...

Birisini tanımak, evine almak, ve bunları tüm topluma, tüm tehlikelere karşı risk üstlenerek yapmaktır.

Kaybetme, incinme, zarar görmenin konforlu uyuşukluğuna sığınmadan...

Musa’nın Nil’i yardığı gibi, hayatın tam ortasından delip geçmeye cesaret etmektir.

O bazen felaketler getirir.

Sevgiyle açtığın sıcak evin, mezar olur.

Sevgi, koşturmak, kendinden geçmek, kucaklamak, toprağa indirmektir bazen.

İlk kez gördüğün bir kişiyi tüm riskleriyle üstlenmektir.

Ve sevgi, her diz çöküşünde, her yıkılışta, yeniden doğrulup, hayatın içinden geçmeye devam etmektir.

Kaldığın yerden...

İşte, öteki hayatlar o denli yakındır bize.

Tüm armağanları ve riskleri ile...

Oyuna girmezsen, güvende hissedebilirsin kendini belki.

Ama aslında en büyük riski almışsındır da, bilmezsin.

Hadi canım!

Bal gibi bilirsin içten içe ne yaptığını da,

Canın istemiyordur yaşamayı, emek vermeyi, değişmeyi.

Bir duyguyu, tıpkı bir çiftçi gibi, küçücük bir tohum olarak toprağa fırlatmak...

Ve onun için çaba göstermek, suyunu, gübresini düşünmek.

Kışı, seli, kuraklığı hep yanı başında hissederek.

Yine de inançla yapmak bunu.

Ama sen,

Sen uyurken o tohum usul usul büyür toprağın böğründe...

Gün geceye, gece ise güne halvet olur, uzun süre.

Ve bir gün, tohum uç verir, filizlenir, koca ağaç olur.

Rızkın çıkar, yüreğin doyar.

Sen de yaşlılığının güzel günlerinde.

O ağacın gölgesinde helal semere alırsın.

Huzurlusundur.

Yaşamışsındır.

Varoluşun biricik kuralına uyup, var olmuşsundur.

Öteki hayatlar birleşmiştir sende, tek bir hayat olmuştur.

Tüm parçalanmışlığımızda bu evrende.

Kendini toparlayıp öteki, beriki hayatlardan, hücre hücre, kan kan.

Birliğine kavuşmuş bir ruh olarak,

Yeni yolculuğuna başlarsın heyecan ve yengiyle.

Sevgi denen sonsuz bilet cebinde...

markaresayan@hotmail.com

06.02.2011

1 comment:

Aziz Sar said...

Sevgi, hayatı güzel kılan
Sevgi, var olmanın güzel yanı Sevgi, varlığın nedeni
Sevgi, hayatın anlamı
Sevgi, bir hediye HERKESE!

Followers